Esenköy denizi temiz mi? Kayseri’den çıkıp Marmara kıyısında aradığım şey
Fbist takipçilerine merhaba! Bu yazımız “Esenköy denizi temiz mi” konusunu seven herkes için hazırlandı.
Bazen insanın içinde açıklayamadığı bir deniz isteği oluyor. Kayseri’de büyüyünce bu his biraz garip bir yere oturuyor. Deniz yok, ufuk çizgisi yok, sadece dağlar ve sert rüzgâr var. Ama yine de bir yerlerde dalga sesi duymak istiyorsun. Sanki hayatın hızını yavaşlatacak tek şey suymuş gibi.
O yaz, içimdeki o sıkışmışlık hissi dayanılmaz hale gelmişti. İşten eve, evden işe gidip gelirken hep aynı sokaklar, aynı yüzler… Bir akşam telefonuma baktım, eski bir arkadaşımın hikâyesi çıktı karşıma. Esenköy sahilindeydi. Masmavi bir deniz, sakin bir kıyı, gün batımı…
O an tek bir soru takıldı kafama: Esenköy denizi temiz mi?
Soru basit görünüyordu ama aslında içimde büyüyen bir umutla birlikte gelmişti.
Yola çıkmadan önce içimde biriken beklenti
O gece uyuyamadım. Haritayı açtım, Kayseri’den Esenköy’e olan mesafeye baktım. Uzun bir yoldu ama umurumda değildi. İnsan bazen sadece “gitmek” ister ya, öyle bir andı.
Kafamda Esenköy’ü hiç görmeden hayal ettim. Küçük bir sahil kasabası… fazla kalabalık olmayan, dalgaların sesiyle yaşayan bir yer. İnternette birkaç yorum okudum. Kimisi “çok güzel ve sakin” diyordu, kimisi “yazın kalabalıklaşıyor” diye yazmıştı.
Ama herkesin ortaklaştığı bir nokta vardı: deniz.
Ve yine aynı soru zihnimde dönüp duruyordu: Esenköy denizi temiz mi?
Bunu sormamın nedeni sadece yüzmek değildi. İçimdeki karmaşayı yıkayacak bir şey arıyordum.
Yola çıkış: Kayseri’nin tozlu sabahından Marmara’ya doğru
Sabah erkenden çıktım. Otogarda o klasik Kayseri sabahı vardı: kuru hava, sert ışık, biraz aceleci insanlar… Valizim hafifti ama içim ağırdı.
Otobüs hareket ettiğinde arkama yaslandım. Saatler geçtikçe şehirler değişti. İç Anadolu’nun sarı tonları yerini yeşile bıraktı. Bursa’ya yaklaştıkça hava bile değişti sanki.
İlk kez Marmara’ya yaklaşırken içimde garip bir heyecan vardı. Sanki yıllardır görmediğim bir şeyi görmeye gidiyordum. Aslında gittiğim yer sadece bir sahil kasabasıydı ama benim için çok daha fazlasıydı.
Yol boyunca aynı soruyu defalarca düşündüm: Esenköy denizi temiz mi?
Sanki cevabı öğrenince içimdeki bir şey de netleşecekti.
Esenköy’e ilk adım: Sessizlikle karışan dalga sesi
İndiğimde hava biraz nemliydi. Marmara’nın o kendine özgü kokusu hemen hissediliyordu. Deniz uzak değildi, yürüyerek ulaşılacak kadar yakındı.
İlk adımı sahile attığımda durdum.
Deniz önümdeydi.
Ve o an hiçbir şey söylemedim.
Sadece baktım.
Dalga sesi vardı ama bağıran bir ses değildi. Daha çok fısıltı gibi. İnsan kalabalığı beklediğim kadar yoğun değildi. Sahil boyunca yürüyen birkaç kişi, banklarda oturan yaşlılar, çocuklarını denize sokan aileler…
Ama en çok dikkatimi çeken şey suyun rengi oldu.
İçimde o an yeniden aynı soru belirdi: Esenköy denizi temiz mi?
İlk temas: Suya dokunduğum an
Ayakkabılarımı çıkarıp suya yaklaştım. Ayağımı yavaşça denize soktum.
Soğuktu.
Ama temizdi.
Bunu kelimeyle değil, hisle anladım. Su şeffaftı. Ayaklarımın etrafında kumlar net şekilde görünüyordu. Dalgalar hafifçe geri çekilirken küçük taşlar yer değiştiriyordu.
O an içimde küçük bir rahatlama hissettim. Kayseri’deki o sıkışmışlık hissi biraz gevşedi sanki.
Ama yine de tam emin değildim. İnsan bazen gördüğüne değil, hissettiğine inanmak ister ya… Ben de öyleydim.
Sahilde geçen ilk saat: Sessiz gözlemler
Bir banka oturdum. Çantam yanımdaydı. İnsanları izlemeye başladım.
Bir baba çocuğuna yüzmeyi öğretiyordu. Çocuk her suya battığında gülüyordu. Biraz ileride iki genç sessizce oturmuş denizi izliyordu. Yaşlı bir çift el ele yürüyordu.
Herkesin bir nedeni vardı burada.
Ama benim nedenim biraz daha dağınıktı.
İçimde hâlâ aynı soru vardı: Esenköy denizi temiz mi?
Bunu neden bu kadar çok düşündüğümü o an fark ettim. Aslında sadece denizi değil, hayatın kendisini sorguluyordum. Temiz olan şey sadece su muydu, yoksa içinde bulunduğumuz an mıydı?
Bir konuşma ve beklenmedik cevap
Yanıma orta yaşlarda bir adam oturdu. Elinde termos vardı. Bir süre sessiz kaldık. Sonra bana baktı.
“İlk kez mi geliyorsun?” dedi.
Başımı salladım.
“Deniz nasıl?” diye sordu.
İçimde gülümsemekle ciddiyet arasında bir şey oldu.
“Aslında bunu ben de merak ediyorum,” dedim. “Esenköy denizi temiz mi diye.”
Adam hafifçe güldü.
“Temizdir,” dedi. “Ama deniz her zaman aynıdır. İnsanlar değişir.”
Bu cümle içime işledi.
Esenköy denizi temiz mi? Sadece suya bakarak anlaşılır mı?
Gün ilerledikçe denizde daha fazla vakit geçirdim. Suya girdim, yüzdüm, kıyıya çıktım. Her seferinde aynı şeyi fark ettim: su gerçekten temizdi ama asıl mesele başka bir şeydi.
İnsanların davranışı, sahilin sessizliği, rüzgârın yönü…
Hepsi birlikte bir his oluşturuyordu.
Ama en önemlisi benim içimdeki değişimdi.
Kayseri’den çıkarken taşıdığım o ağır duygu, sanki suyun içinde biraz hafiflemişti.
Yine de tamamen gitmedi.
Akşamüstü: Gün batımında gelen fark ediş
Gün batarken sahil daha da sessizleşti. Gökyüzü turuncuya döndü. Deniz o an farklı görünüyordu. Daha derin, daha ağır.
Ayağa kalkıp suya tekrar baktım.
Ve içimden şu geçti:
Belki de “Esenköy denizi temiz mi?” sorusu aslında yanlış bir soruydu.
Belki mesele denizin temizliği değil, benim içimdeki bulanıklığın ne kadar durulacağıydı.
O an cevap netleşti.
Deniz temizdi.
Ama asıl temizlenmesi gereken şey içimdeki karmaşaydı.
Geri dönüş: Aynı yol, farklı bir insan
Ertesi gün dönüş yoluna geçtiğimde, otobüs koltuğuna oturup camdan dışarı baktım. Bu kez içimdeki his farklıydı.
Esenköy’ü geride bırakıyordum ama o kısa süre bana bir şey bırakmıştı.
Sadece bir yer görmemiştim.
Bir hissi anlamıştım.
Yine de aklımda son kez aynı soru yankılandı: Esenköy denizi temiz mi?
Bu kez cevabı kelimelerle değil, içimdeki sessizlikle verdim.
Evet, temizdi.
Fbist okurlarıyla “Esenköy denizi temiz mi” konusunu paylaşmak gerçekten güzeldi. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere!
Sitemizden Önerilen: Kalbi temiz olmak nedir ?