Bar Nereye Ait?
Hayatımda düşündüğüm en derin sorulardan biriyle karşı karşıyayım: Bar nereye ait? Bunu sormak, insanın sadece bir mekânın sahibi olma durumunu değil, aynı zamanda o mekanın ruhunu ve etrafındaki toplumu da sorgulamasına neden oluyor. İzmir’de yaşayan, 25 yaşında, arkadaş ortamında sürekli espri yapan ama içten içe her şeyi fazla düşünen bir adam olarak, bu soruya yakından bakmak gerek. Hadi gel, bu yazıda hem derin felsefî çıkarımlar yapalım hem de her şeyi ciddiye almayan genç kafamızla biraz dalga geçelim.
Bar Nereye Ait, Gerçekten?
Öncelikle, “Bar nereye ait?” sorusu basit bir soru gibi görünebilir. Hani, sokak üzerinde gördüğümüz bir barın tabelasına bakıp, “Aaa, bu bar şuna aitmiş, demek ki şu kişi orada!” diyebiliriz. Ama işin içinde biraz daha derin felsefe var. Bunu düşündükçe, bu sorunun aslında daha fazla soruya yol açtığını fark ediyorum: Bir bar gerçekten sadece bir mekân mıdır? Bir barı var kılan şey sadece o duvarlar, o masalar, o alkol rafları mı?
Ya da daha başka bir açıdan bakarsak, “Bar nereye ait?” sorusu, şehrin ruhuna dair bir sorgulama olabilir mi? Bazen bir bar, girdiğinizde sizi farklı bir dünyaya götürür. O anki ruh halinizin yansıması olur. Bir insan barı eğlence olarak görürken, bir diğeri orada kalmak için bir huzur bulur. Bu durumda barın “ait” olduğu yer de değişir.
Kendimi Aklımda Barla Karıştırıyorum
Yine bir akşam, arkadaşlarla buluşacağız. Her zaman olduğu gibi, “Bar nereye ait?” sorusu aklımı meşgul ediyor. “Nereye gidelim?” dediklerinde, mekan önerileri üzerine düşünürken, bir anda kafamda koca bir şüphe oluştu: Peki, bu barlar gerçekten “ait” oldukları yerlere mi aitler?
Hepimiz sosyal birer varlık olarak, şehirde gezdiğimiz barlardan kendimizi farklı yerlerdeymiş gibi hissediyoruz. Gözlerim dolarak izlediğim bir sokak, kafemde oturduğum anlar, bir garsona “Bir tane beyaz şarap lütfen” dediğimde duyduğum o ses… Bunların hepsi o bara ait birer parça mı, yoksa o an biz mi o barı kendimize ait kılıyoruz?
Ve böylece iç sesim devreye giriyor:
İç Sesim: “Kendine gel, sadece içki siparişi verdin. Ne demek bar nereye ait? Herkesin buluştuğu, eğlendiği, bazen de derin sohbetlere daldığı yer değil mi?”
Ben: Evet ama…
İç Sesim: “Evet ama, evet ama demek de ne demek! Sen sadece mekânı paylaşmakla kalmıyorsun, o mekânın bir parçası oluyorsun. Ve işin komik tarafı, sonunda o bar sana ait oluyor, çünkü sen oradasın!”
Hah! Bunu sonunda çözdüm. O bar aslında benimle bütünleşiyor, ve “Bar nereye ait?” sorusunun cevabı şu şekilde bulunuyor: “O bar aslında bende, bende o bar.” (Bunu yazarken biraz kafam karıştı ama, sanırım anlamışsınızdır.)
Barın İçinde Yaşananlar: Hayatla Dalga Geçme Alanı
Geceyi barlarda geçirmenin büyüsü, bence bir anlamda sosyolojik bir olguya dönüşüyor. Çünkü, barlarda her şey o kadar hızla değişir ki, saniyeler içinde karşınızda bir insanla “Sen gerçekten çok komiksin” diye gülüp, bir dakika sonra başka biriyle hayatın anlamını tartışmaya başlarsınız.
Geçen akşam, o kadar sarhoş olmuştum ki, bir masadaki arkadaşımın elini tutup ona “Sana bir şey söyleyeceğim, ama çok ciddi… Bak, bak…” dedim. O an ciddiyetle, kendimi çok derin bir şekilde analiz ediyordum: “Acaba ben şu an fazla mı fazla düşünmüyor muyum?” Bunu tam anlamışken, birden kendimi odaya gelmiş, başında eğlenip şarkı söyleyen kalabalığın bir parçası olarak buldum. Çevremdeki insanlar hayatlarının en eğlenceli anlarını yaşıyor, fakat ben hâlâ bu “Bar nereye ait?” sorusunun cevabını çözememiştim!
Barın Bizi Ait Kılan Sırrı: O Anki Hâl
Bunu fark ettim: Barlar, mekânın ötesinde, aslında anları, duyguları ve insanları içine hapsederler. Barların ait olduğu tek bir yer yoktur; onlar her an o içeriye giren insanla değişir. O an, kendinizi kötü hissettiğinizde, belki de dünyanın en kasvetli yeridir. Ama bir başka akşam, barın içindeki ışıklar, masalar, müzik, arkadaşlar o kadar uyumlu olur ki, o mekan size aitmiş gibi hissedersiniz.
Arkadaşım: “Bar nereye aitmiş? İzmir’e mi? E, evet! Burası kesinlikle senin yerin, bak öyle demiyor musun her gece?”
Ben: “Ya bırak, şimdi felsefe yapma! Burası, aslında bizim olduğumuz anların toplamı.”
Arkadaşım: “Ayy, çok felsefi olmuş, seninle gezmek zor! Hadi, bir şişe şarap söyleyeyim de, biraz eğlenelim!”
Ben: “Tamam tamam, biraz eğlenelim de, sonra akşamki yazıyı düşünürken, ‘Bar nereye ait?’ sorusunun cevabını çözmüş olurum!”
Ve işte, bir şişe şarapla o anı paylaştık. O bar bizim, aslında o gece hepimizin olmuştu. Barlar, o anların içinde kaybolduğumuz yerler. Bazen bir saat, bazen bir gece boyunca sürer, ama her biri birer mini hayat kırıntısıdır.
Sonuç Olarak: Bar Bize Ait, Biz Bara
Sonuçta, “Bar nereye ait?” sorusu derinlemesine düşündüğümde, daha fazla “Ait” olmak değil, “Bize ait” olmak gerektiğini fark ettim. Bir barın sadece fiziksel bir mekân olmaktan öte, bir hissiyat olduğunu, bir anda ait olduğumuzu hissettiğimizde, o barın aslında sadece içinden geçmek değil, bizimle bütünleşen bir dünya olduğunu öğrendim.
Ve gerçekten de bir bar, yeri geldiğinde senin, yeri geldiğinde başkalarının olabilir, ama sonunda bar aslında bir şeye ait değildir. O bara girdiğinde, zamanın ve anın seni sarıp sarmaladığı o noktada, o bar her zaman sana ait olur.