Ölçmek, Tanımlamak, Sınırlamak: “Jantın kaçlık olduğunu nasıl anlarız?” sorusuna siyaset bilimi penceresinden bakmak
Bir nesnenin “kaçlık” olduğunu anlamaya çalışmak, ilk bakışta teknik ve nötr bir uğraş gibi görünür. Oysa ölçme eylemi hiçbir zaman masum değildir. Ölçtüğümüz şey, hangi ölçüyü kullandığımız ve o ölçünün kim tarafından meşru kabul edildiği; hepsi güç ilişkileriyle iç içedir. Gündelik hayatta “jantın kaçlık olduğunu nasıl anlarız?” diye sorarken bile, farkında olmadan daha büyük bir zihinsel çerçevenin içine gireriz: Standartlar kim tarafından belirlenir? Bu standartlara uymak zorunda mıyız? Uymayanlar ne olur? İşte tam bu noktada basit bir otomobil parçası, siyaset biliminin temel meselelerine açılan bir metafora dönüşür.
Bu yazıda jant ölçüsünü, iktidar, kurumlar, ideolojiler, yurttaşlık ve demokrasi kavramlarıyla birlikte düşüneceğim. Ama bunu tek bir siyaset bilimcinin soğuk diliyle değil; düzenin nasıl kurulduğunu, nasıl korunduğunu ve nasıl sorgulanabileceğini merak eden bir insanın içten analitik bakışıyla yapacağım.
Jant ölçüsü nedir? Teknik bilginin politik arka planı
Standartların iktidarı
Teknik olarak jantın “kaçlık” olduğu, inç cinsinden ifade edilen çap ölçüsüdür. 14 inç, 16 inç, 18 inç… Bu ölçüler evrenselmiş gibi sunulur. Oysa burada siyaset biliminin çok iyi bildiği bir mesele devreye girer: standartlar. Kim belirler bu standartları? Uluslararası otomotiv normları, sanayi kuruluşları, üretici birlikleri… Yani teknik kurumlar.
Max Weber’in rasyonel-legal otorite tanımını hatırlayalım: Kurallar yazılıdır, ölçüler nettir ve meşruiyet buradan gelir. Jant ölçüsü de tam olarak böyle işler. “Kaçlık olduğunu” anlamak için cetvele, kataloglara ve üretici verilerine bakarız. Çünkü bu kaynakların meşruiyetine inanırız.
Kurumsal bilgi ve itaat
Bir yurttaş olarak arabanın jantını keyfimize göre değil, ruhsata ve teknik standartlara uygun seçeriz. Çünkü aksi hâlde ceza, muayeneden geçememe ya da sigorta sorunlarıyla karşılaşırız. Bu, siyaset biliminin “kurumsal uyum” dediği şeydir. Kurumlar, bireysel tercihleri sınırlarken düzen vaat eder.
Burada jantın kaçlık olduğunu anlamak, sadece ölçmek değil; kurallara uyup uymadığımızı test etmektir. Tıpkı bir vatandaşın kimlik numarası, adres kaydı ya da oy kullanma hakkı gibi.
İktidar ve sınırlar: Her jant her araca olur mu?
Merkezî otorite ve uygunluk
Her jant her araca takılamaz. Göbek çapı, bijon aralığı, ET değeri gibi başka parametreler devreye girer. Siyaset bilimi açısından bu, iktidarın sınır koyma pratiğine benzer. Devlet de her yurttaşa “her şey serbest” demez; uygunluk kriterleri belirler.
Bu kriterler çoğu zaman teknik bir dille sunulur ama özünde siyasal bir mantık taşır: düzeni korumak. Büyük jant küçük araca takıldığında nasıl denge bozuluyorsa, kuralsız özgürlük de siyasal sistem açısından risk olarak görülür.
Güç asimetrileri ve seçenekler
Lüks araç sahipleri için büyük jantlar bir statü göstergesidir. Ekonomik gücü olan, daha “gösterişli” jantlar seçebilir. Burada jant ölçüsü, Pierre Bourdieu’nün sembolik sermaye kavramıyla örtüşür. Herkes aynı ölçülere erişemez; piyasada seçenekler eşit dağılmaz.
Siyasette de benzer bir tablo vardır: Her yurttaş eşit oy hakkına sahip olsa bile, herkesin sesinin yankısı aynı değildir. Güç, kaynak ve görünürlük farkları belirleyicidir.
İdeoloji: Büyük jant mi, küçük jant mı?
Tercihlerin politikleşmesi
Kimisi büyük jantı “özgürlük ve bireysellik” olarak görür, kimisi küçük jantı “akılcılık ve güvenlik”. Bu tercihlerin dili, ideolojik tartışmaları andırır. Liberal bir bakış, bireyin istediği jantı seçmesini savunabilir. Daha muhafazakâr ya da düzen odaklı bir yaklaşım ise “fabrika çıkışı en doğrusudur” diyebilir.
İdeolojiler de böyledir: Aynı toplumsal gerçekliği farklı ölçülerle yorumlarlar. Jantın kaçlık olduğunu nasıl anlarız sorusu bile, hangi referans noktasını kabul ettiğimize bağlıdır.
Normdan sapma ve etiketleme
Standart dışı jant kullanan biri, trafikte hemen fark edilir. Bazen hayranlıkla, bazen kuşkuyla bakılır. Siyasette de normdan sapan aktörler benzer tepkilerle karşılaşır. Radikal fikirler, sistem dışı talepler, “fazla büyük” ya da “fazla küçük” bulunur.
Bu noktada ölçü, sadece teknik değil; ideolojik bir etiketleme aracıdır.
Yurttaşlık ve katılım: Jantı kim seçiyor?
Bireysel karar mı, kolektif süreç mi?
Aracın jantını genellikle birey seçer ama bu seçim, önceden çizilmiş bir çerçevenin içindedir. Tıpkı yurttaşın oy verirken yaptığı tercih gibi. Seçenekler vardır ama sınırsız değildir.
Demokratik sistemlerde katılım, bu çerçevenin nasıl çizileceğine müdahil olabilme imkânıdır. Jant metaforunda bu, standartların kimler tarafından belirlendiğini sorgulamak gibidir.
Katılımın sınırları
Her yurttaş teknik komitelerde yer almaz, her sürücü de otomotiv standartlarını yazmaz. Katılım çoğu zaman dolaylıdır. Temsilciler, uzmanlar ve kurumlar devreye girer. Bu da şu soruyu doğurur: Katılım gerçekten ne kadar katılım?
Jantın kaçlık olduğunu öğrenmek için kataloglara bakmak zorunda kalıyorsak, bu bilgiye erişimin sınırlarını da konuşmalıyız. Bilgiye erişim, modern yurttaşlığın temel bir boyutudur.
Karşılaştırmalı perspektif: Farklı sistemlerde farklı ölçüler
Merkezî düzen vs. esnek yapı
Bazı ülkelerde araç modifikasyonu çok sıkı kurallara bağlıdır. Almanya’daki TÜV sistemi, janttan egzoza kadar her detayı denetler. Bu, güçlü kurumsal devlet geleneğinin bir yansımasıdır. Bazı ülkelerde ise daha gevşek kurallar vardır; bireysel tercihler öne çıkar.
Bu fark, siyasal rejimlerin düzen–özgürlük dengesini nasıl kurduğunu gösterir. Jant ölçüsü bile karşılaştırmalı siyaset için bir okuma alanı sunar.
Demokrasi ve teknik otorite
Demokratik rejimler, teknik otorite ile halk iradesi arasında denge kurmaya çalışır. Her şeyi referanduma götürmezler ama her şeyi de kapalı odalarda belirlemezler. Jant standartları gibi konular, bu gerilimin sessiz örnekleridir.
Provokatif sorularla bitirmek
Gerçekten ölçüyü biz mi seçiyoruz?
Jantın kaçlık olduğunu “nasıl anladığımız”, aslında bize sunulan ölçü sistemlerini ne kadar sorguladığımızla ilgilidir. Ölçüyü belirleyenlere ne kadar güveniyoruz? Bu güven sarsıldığında ne olur?
Standartlar demokratik olabilir mi?
Teknik standartlar kaçınılmazsa, onları daha demokratik hâle getirmek mümkün mü? Yurttaşlar, sadece uyan değil; tartışan aktörler olabilir mi?
Küçük bir parça, büyük bir düzen
Bir jant, arabayı taşır. Standartlar da toplumsal düzeni taşır. Ama taşıdıkları şey ağırlaştığında, çatlaklar oluşur. Belki de asıl soru şudur: Biz hâlâ o jantın üzerinde mi gidiyoruz, yoksa düzen çoktan yamulmaya mı başladı?
Son söz
“Jantın kaçlık olduğunu nasıl anlarız?” sorusu, doğru cetveli bulmakla bitmez. Bu soru, ölçünün arkasındaki iktidarı, kurumları, ideolojileri ve yurttaşlık ilişkilerini görmeye başladığımızda anlam kazanır. Tıpkı siyasette olduğu gibi: Asıl mesele cevap değil, hangi soruyu sormaya cesaret ettiğimizdir.