Doktorların Askerliği: Etik, Epistemoloji ve Ontolojinin Kesişiminde
Giriş: İki Dünyanın Çatışması
Bir doktorun, savaş sırasında bir askeri hastaneye atanması ya da askerlik hizmetini yerine getirmesi, zihinde genellikle ilk bakışta çelişkili bir durum oluşturur. Bir yanda insan hayatını korumak ve iyileştirmek için çalışan bir profesyonel, diğer yanda savaşın getirdiği şiddet ve tahribatın ortasında yer alan bir asker. Peki, bu iki görev, biri insana şifa verirken diğeri belki de insan hayatını sona erdirmek için eğitim alırken, nasıl bir etkileşime girer? Bir doktor için askerlik hizmeti, bir insanın içinde bulunduğu vicdani ve etik ikilemleri nasıl tetikler? Bu sorular, bizi hem felsefi hem de toplumsal açıdan derin bir sorgulamaya sürükler.
Felsefi açıdan bakıldığında, bu soruların cevapları sadece bireysel bir deneyimle ilgili değil, aynı zamanda toplumların değerleri, sağlık anlayışları ve savaşın doğasıyla da ilgilidir. Etik, epistemoloji ve ontoloji gibi temel felsefi kavramları kullanarak, doktorların askerliği meselesini anlamaya çalışmak, hem bireylerin içsel dünyasına hem de bu dünyaları şekillendiren toplumsal yapılar üzerine yeni bir ışık tutabilir. Gelin, doktorların askerliği meselesini bu üç perspektiften inceleyelim.
Etik: Şiddet ve Şifa Arasındaki İkilem
Etik İkilemler ve Savaşın Doğası
Doktorların askerliği meselesinde en belirgin felsefi soru, etik ikilemlere dayanır. Bir doktor, meslek gereği insan hayatını savunmak ve iyileştirmekle yükümlüdür. Ancak, bir askeri görevde bu insan hayatını koruma amacı, savaşın doğal bir sonucu olarak bazen zıt bir hale gelir. Savaş, insan öldürmeyi, yaralamayı ve tahribatı içerir; bu, bir doktorun kutsal olarak kabul edilen “primum non nocere” (ilk önce zarar verme) ilkesine aykırıdır.
Kantçı Ahlak Anlayışı bu konuda ilginç bir bakış açısı sunar. Kant’a göre, insanlar asla sadece bir araç olarak kullanılmamalıdır, yani hiçbir birey başkalarının amaçlarına hizmet etmek için bir araç haline getirilemez. Doktorlar, sağlık hizmetlerinde bireylerin yaşamını iyileştirmeye odaklanırken, askerlik gibi durumlar onları bir araç olarak kullanma durumuna sokar. Kendi vicdanını koruyarak, bir doktorun savaşta hasta birini tedavi etmesi mi yoksa savaşa katılması mı daha etik olur? Savaşın bir aracı haline gelmek, bu anlamda büyük bir etik sorun teşkil eder.
Bir diğer etik perspektif ise utilitarizmdir. John Stuart Mill’in savunduğu gibi, en büyük mutluluk ilkesi, toplumun daha büyük yararı için bireylerin bazı fedakarlıklara girmesini gerektirebilir. Savaş, “daha büyük bir iyilik” uğruna yapılan bir eylem olarak kabul edilebilir; ancak burada bireysel doktorların, kendi etik sorumluluklarıyla toplumun çıkarları arasındaki dengeyi nasıl kuracağı önemli bir sorudur.
Savaşın “Kutsallığı” ve Vicdani Ret
Birçok doktor, savaşta yer almayı vicdanına ve etik ilkelerine aykırı bulur ve vicdani ret hakkını kullanır. Bir doktorun vicdanı, savaşın öldürücü doğasına karşı durur. Burada, aristotelesçi erdem etiği devreye girer. Aristoteles, erdemin, kişinin topluma ve kendisine en yüksek faydayı sağlayan bir davranış biçimi olduğunu savunur. Bir doktorun erdemi, hayat kurtarma amacına hizmet etmek olmalıdır. Askerlik, bu erdemi tehdit eden bir durumdur.
Epistemoloji: Bilgi, Gerçeklik ve Askerlik
Bilgi ve Savaşın İlişkisi
Bir doktor için bilgi, sadece tıbbi beceriler ve teknik bilgilerle sınırlı değildir. Aynı zamanda insan yaşamı, empati ve etik yargılarla şekillenen bir bilgidir. Epistemoloji, bilginin doğası ve nasıl edinildiğiyle ilgilenir. Bir doktorun savaşta ne kadar bilgiye sahip olduğu ya da sahip olması gerektiği konusu, bilgi kuramı açısından önemli bir sorudur.
Bir askeri hastaneye atanmış bir doktor, sağlık bilgisiyle birlikte savaşın getirdiği travmalar ve zorlayıcı koşullarla başa çıkacak şekilde de bilgi edinmek zorundadır. Ancak burada bilginin doğası değişir; bir tıp uzmanı, savaşın getirdiği şiddetin ve yıkımın ortasında bilgiyle karşı karşıyadır. Tıbbi bilgi, savaş gibi bir ortamda hayatta kalma ve tedavi için kullanılırken, savaşın doğası ve etik sınırları arasındaki gerginlik, bilgiye olan yaklaşımı da etkiler.
Michel Foucault’nun bilgi ve güç ilişkisi üzerine söyledikleri, burada anlamlıdır. Foucault’ya göre bilgi, güç ilişkileriyle iç içedir; yani bir doktorun sahip olduğu bilgi, savaşın düzeni ve otoritesiyle şekillenir. Savaşın içinde, sağlık bilgisi, şiddeti ve yıkımı nasıl yönetir? Bir doktorun askerlikteki rolü, yalnızca teknik bilgi değil, aynı zamanda bir tür moral ve etik karar verme kapasitesine de dayanır. Bilgi, bir anlamda, bir toplumun moral değerleriyle şekillenir.
Ontoloji: Kimlik ve Varoluş
Doktorun Kimliği ve Savaşta Varoluşu
Ontolojik anlamda, doktorların askerlik meselesi, kimlik ve varoluşla doğrudan ilişkilidir. Bir doktorun kimliği, iyileştirme, bakım ve insana değer verme üzerine inşa edilir. Ancak, askeri kimlik, bir doktorun temel varoluşsal amacına ters bir pozisyon alabilir. İnsanlık adına şifa dağıtan bir doktor, bir savaşın parçası haline geldiğinde, kimliğini yeniden tanımlamak zorunda kalır.
Heidegger’in varlık anlayışı burada önemli bir referans noktasıdır. Heidegger, insanın varlık sorununu, “nasıl yaşamalıyım?” sorusuyla tartışır. Doktor, savaşın içinde yer alırken varoluşsal bir seçim yapmak zorundadır: Şiddetin, öldürmenin ve yıkımın parçası mı olacak, yoksa bu şiddetten uzak kalmak için farklı bir yol mu seçecek? Savaşın ortasında, bir doktorun varlık anlamı değişebilir; ancak bu değişim, onu kimliksizleştirebilir mi?
Jean-Paul Sartre’ın varoluşçuluğu, burada doktorun seçiminin ahlaki bir anlam taşıdığına işaret eder. Sartre’a göre, insan özgürdür ve sürekli olarak varoluşunu belirler. Doktor, askerlik görevini yerine getirirken, özgürlüğünü nasıl kullanır? Her seçimin, onun kimliğini bir anlamda inşa etmesine neden olacağı açıktır.
Toplumsal Kimlik ve Askerlik
Son olarak, bir toplumun doktorlara bakış açısı, onların askerlikteki kimliklerini de etkiler. Bazı toplumlar, doktorları sadece bir sağlık hizmeti sağlayıcısı olarak görürken, diğer toplumlar onları savaşın gerekleri için birer “devlet hizmetlisi” olarak kabul eder. Toplumun değerleri, doktorun askerlik görevine bakışını da şekillendirir. Bu, toplumsal kimlik teorisi açısından önemli bir noktadır. Bir doktor, toplumun gözünde yalnızca bir tıp uzmanı mı olacaktır, yoksa bir savaşçı olarak mı kabul edilecektir?
Sonuç: Bir Doktorun Vicdanı ve Askerlik Hizmeti
Doktorların askerlik hizmeti, etik, epistemolojik ve ontolojik açılardan derin bir tartışma yaratır. Savaş, doktorların temel görevleri olan yaşamı koruma prensibiyle doğrudan çelişir. Ancak bu, aynı zamanda toplumun değerleri, askeri hizmetin gerekliliği ve bireysel seçimlerle şekillenen bir karmaşadır. Bir doktorun askerlik hizmeti, bir anlamda hem vicdani hem de toplumsal bir savaşa dönüşür.
Peki, bir doktorun askerlik hizmetinde yer alması, onu hangi etik sorumluluklarla karşı karşıya bırakır? Savaşın doğası, onun bilgi anlayışını ve kimliğini nasıl dönüştürür? Kendi varoluşsal kimliğini nasıl yeniden tanımlar? Bu soruları, belki de tüm doktorlar, savaşa girmeden önce kendi içlerinde düşünmelidir.
Sizce bir doktor, savaşın parçası haline gelerek ne gibi etik zorluklarla karşılaşır? Bu zorluklar, bir doktorun özgürlüğünü ve kimliğini nasıl